OLDU BİTTİ KONGRELERİ!

Türkiye, demokratik bir ülkedir.

Demokrasinin en önemli temellerinden biri de “Seçme ve Seçilme Hakkı”dır.

Seçme ve seçilme hakkıyla, millet, temsilcilerine kendisi adına yönetme yetkisini belirli bir süre için verir.

İster bir köyün muhtarı olsun, ister bir derneğin başkanı olsun, ister bir spor kulübü olsun, ister bir siyasi parti olsun.

Hatta en üst makam olan Cumhurbaşkanlığı için de bu geçerlidir.

Millete rağmen, milletin istemediği hiçbir kimse demokratik bir ülke olmanın gereği bir makama seçimle gelemez, gelmemelidir.

Eğer geliyorsa da bunun adı demokrasi olmaz, dayatma olur.

Millete rağmen yapılanların da akıbetinin ne olduğunu yakın tarihte çok örneklerle gördük.

Son günlerde siyasi partilerde kongre süreci yaşanıyor.

Adeta kısır döngüde, “oldubitti”lerle kongreler yapılıyor.

Çok değil bundan birkaç yıl önce partilerin yaptığı kongreler şölen şeklinde geçerdi.

Kendini o makama layık gören insanlar meydana çıkar, afişler hazırlatır, ilanlar bastırır, toplantılar organize eder, vereceği hizmetlerle projelerini anlatır, yapacaklarını veya yapmayacaklarını taahhüt ederdi.

Hatta seçim ofisleri kuranlar bile olurdu. Günlerce, aylarca süren çalışmalar neticesinde de seçimler yapılır, kazanan göreve gelir, kaybeden çekilip köşesine, nasıl kaybettiğinin muhakemesini yapardı.

Şimdi ise, genel merkez yönetimlerinin iki dudağı arasında seçimler yapılıyor.

Bu değişimin en ciddi hissedildiği parti de AK Parti…

Türk siyasetinin yaklaşık son 20 yılına damgasını vuran AK Parti’de geçmişte kongreler bir başka yaşanırdı.

Her hafta bir ilçe kongresi yapılır, tüm milletvekilleri, parti genel merkez yöneticileri, hatta bakanları o toplantılara katılıp, adeta şölen havası estirilirdi.

Bu sayede o ilçeye de yeni bir yatırım kazandırılması için sözler verilir, insanlar umutlandırılır veya heyecan yaşarlardı.

Şimdi ise bir güne 3-4 ilçe kongresi sığdırılıyor.

Pandemi süreci de gerekçe gösterilerek salonlarda sınırlı sayıda partili, ilin isteği, genel merkezin direktifleriyle çıkan tek adaylı kongreler tatsız, tuzsuz, heyecansız, coşkusuz bir şekilde olup, bitiriliyor.

Hatta, dayatmalara rağmen aday çıkacak yerlerde ise kongreler erteleniyor.

Ortaköy’de olduğu gibi…

Ne mi oldu Ortaköy’de…

Mevcut başkan ile devam etme kararı alındı, ama eski meclis üyesi aday olmak istedi. İkna çabalarına rağmen geri adım atmadı, parti genel merkezine durum aktarıldı, genel merkez de kongreyi erteledi.

Yani parti içi demokrasi (!) işledi…

İl Başkanı Yusuf Ahlatcı, 20 Eylül’dü tüm ilçeleri bitirdikten sonra Ortaköy’de kongre yapılacağı açıkladı. Bekleyip göreceğiz, Ortaköy’de ne yaşanacağını…

MHP’de de durum çok farklı değil…

Orada da gizliden gizliye kongre süreci işletiliyor.

Aman kimse duymasın, şu süreci kavgasız, gürültüsüz, sessiz-sedasız, istediğimiz şekilde bitirelim mantığıyla hareket ediliyor.

Partide kongre süreci işliyor, ama parti yönetimi dışında hiç kimsenin bilgisi yok.

Kaldı ki;

Ne Ak Parti’de, ne de MHP’de genel merkeze rağmen kimsenin aykırı bir davranışta bulunma şansı yok.

Genel Başkan veya genel merkez yönetimi kim başkan olacak diyorsa, o olur.

Bakın CHP’de çok adaylı kongreler yapıldı da ne oldu.

Genel merkezin tek adaylı olsun demesine rağmen, merkez ilçede birileri aday oldu, hem de kendi yazdıkları delegeyle mevcut başkanı devirdi.

Seçimi kaybeden İsmail Kalender ve ekibi olay mı çıkardı, partisine mi küstü. Hala Kalender’i partide görüyoruz.

2 gün kala aday olan Güngör Atak, seçimi kaybetmesine rağmen hatırı sayılı bir oy aldı. Partisinden istifa mı etti? Hala partisi için çalışıyor.

Beyler;

Bu millet kime nerede nasıl davranacağını, kime nerede nasıl sorumluluk vereceğini çok iyi biliyor.

Eğer bu millet, bir makama talip olan kişi veya kişilerden rahatsızlık duyarsa veya o makama layık görmüyorsa, o kişileri her ne şekilde olursa olsun o görevlere seçmez.

Bırakalım insanlar özgürce ve hür iradesiyle kendisini yönetecek insanları seçsin.

Milletin istediği kişiler bu görevlere gelirde, görevlerini layıkıyla yapmazlarsa da yine bu millet, hesabını en ağır şekilde sorar, bedelini de ödetir.

Haa şu da unutulmasın, siz birilerini bu millete istemeye istemeye dayatmaya çalışırsanız da bu millet, hem o insanları tercih edenlerden, hem de onlardan hesabını sorar…

BU BENİM DÜŞÜNCEM